Saint Joseph Yetimhanesi adı ile bilinen eski Fransız Yetimhanesi Beyoğlu Tomtom Kaptan mahallesinde, Boğazkesen sokak ile Tomtom Kaptan sokak’ın kesiştiğ yerde yer alan eski ve çok büyük bir bina.
19. Yüzyılın ikinci yarısında İstanbul büyük bir veba salgınına sahne olur. İnsanlar korkudan evlerinden çıkamamakta, her gün binlerce insan salgın hastalıktan ölmektedir. Hastanelerin yetersiz kaldığı bu devirde, çoğu katolik olan rahibeler hayatları pahasına veba hastalarının tedavisine yardım ederler. Manastırların Penceresinden İstanbul* adlı kitapta rahiplerin yazdığı mektuplar dan bu rahibelerin çoğunun bulaşıcı hastalığı kaparak öldüğü anlatılmaktadır. Bu yardımlar üzerine Osmanlı Sultanı Abdülaziz 1868 yılında Beyoğlu'nda büyük bir arsayı Fransız St Vincent de Paul Katolik toplumunda ki hayırsever rahibelere hediye eder. Yalnız tek şartı buraya yetim kız çocukları için bir yetimhane açılmasıdır.
Abdülaziz’in arzusu yerine getirilir ve toplanan bağışlarla arsada kimsesiz kız çocukları için St. Joseph Charity adlı büyük bir yurt binası inşa edilir. Arazi içindeki eski Eugene sarayı çocukların okuması için ortaokul'a dönüştürülür. Yetimhane binası içine bir de şapel yapılır. Saint Joseph Yetimhanesi 1957 yılında Bebek’e taşınana kadar burada yaşamını sürdürür. Boş kalan bina 1970 yılına kadar tütün deposu olarak kullanılır. Bu tarihten sonra binayı Kayserili kartonpiyer ve alçı ustası Parseh Cezayirliyan bir atölye haline getiriyor. Parseh Bey'den sonra da oğlu Garabet Cezayirliyan devralıyor. Zaten o güne kadar fazla bir tadilat görmeyen bina yarı metruk bir halde Garabet Cezayirliyan adlı atölye olarak kullanılmaya devam ediyor. Garabet Usta Emek Sineması, Yıldız Sarayı, Mısır Apartmanı, Sait Halim Paşa Yalısı gibi yapılara süslemeleriyle imzasını atan sanatkardır.
Kemal Cinbiz in his Workshop Photo Habertürk
Entrance of French Orphanage
Garabet Cezayirliyan 1982 yılında ölünce eski Fransız yetimhanesindeki kartonpiyer atölye ve müzesini, yardımcısı Kemal Cinbiz devralır. Kemal Cinbiz çocukluğunda çırak olarak girdiği atölye de alçı, kartonpiyer ve süsleme sanatının bütün inceliklerini öğrenmiştir. “Zanaat Atölyesi” adını verdiği çalışma alanı dışında, binanın bazı salonlarını müze olarak kullanır ve Pera Palas’dan, Dolmabahçe Sarayına, Beyoğlu’ndaki sinemalar dan Atatürk’ün ilk meclis’teki locasına kadar orjinal kartonpiyerler örneklerini burada sergiler. Kemal Cinbiz dünya üzerindeki bilinen tek kartonpiyer müzesini, gelen nadir ziyaretçilerden aldığı cüzi giriş ücreti ile yaşatmaya devam eder.
Kemal Cinbiz genç bir delikanlı olarak devre aldığı atölyeyi kırk yıl süreyle işletir, topladığı tarihi kontropiyerleri sergilemeye devam eder. Topladığı alçı ve kontropiyer süslemeleri içinde İsa’nın çarmıha gerilişini anlatan üç parça ve en eskisi 1653 yılına dayanan 3000 in üzerinde örnek vardır. Binanın mülkiyeti Fransız Katoliklerine aittir, ama Kemal Cinbiz kirasını öder, elinden geldiği kadar da bahçenin bakımını yapar. Bir bostana benzeyen bahçede sebzeler yetiştirilir, ağaçlar dikilir, tavuklar gezer. Küçük bir çay bahçesi de vardır bahçenin bir köşesinde. Burada çay kahve, tost, pasta gibi basit ve ucuz yiyecek ve içecekler satılır.
Sultan Abdülmecit’in Fransız katolik toplumuna hediye ettiği arazi ve bina yıllarca bakımsız kalır, Fransa devleti de binanın bakımı konusunda hiçbir yardımda bulunmaz. Binanın kullanımı, önce Garabet Cezayirliyan’a sonra Kemal Cinbiz’ verilmiştir, ama mülkiyet kime aittir, kirayı kim alır bilinmez. 2022 yılında o zaman Belediye Başkanı olan AKP'li Ali Haydar Yıldız, Osmanlı zamanındaki bu devirin hukuksuz olduğunu ve tapu kayıtlarının bulunmadığını savunarak konuyu mahkemeye taşır. Sonra, mahkeme sonuçlarını beklemeden bir fiili durum yaratır ve 2022 nin 1 Haziran ında Kemal Yıldız’ın kartonpiyer müze ve atölyesini kapatır, kendisini ve çalışanlarını zorla dışarı çıkartır. Kemal Yıldız ve semt sakinlerinden bazıları aylarca müzenin kapısı önünde oturarak bu fiili durumu protesto ederler.
Old Middle School
Photos Selçuk Erarslan
Eski Fransız Yetimhanesini bahçesi, içindeki, ağaçlar, bitkiler ve sebze tarhları ile, beton binalar arasında sıkışmış, adeta çöl içinde bir vaha gibidir. Beyoğlu Belediyesi buranın peyzajını yeniden düzenler, küçük bir çocuk bahçesi ve yeni bir cafe ile”Tophane Mekan” adıyla burayı hizmete açar. Açar da, dünyanın belki de yegane kartonpiyer müzesi kapalıdır ve binaya en ufak bir onarım yapılmamıştır. Bu arada bina ve arazinin mülkiyetini belirleyecek mahkeme hala devam etmektedir.
Ben şahsen Tophane Mekan adı verilen bu yeri gezmedim. Arkadaşımız Selçuk Erarslan bizim için gezdi, resimler çekti. Bana yazdığı mail de “Eski Fransız Yetimhanesi adı gibi yetim kalmış” diyerek bu fiili durumla yaratılan ve yarım yamalak düzenlemeyi özetlemiş oldu. Resimlere bakıyorum; Boğazkesen caddesinde sıra dükkanlar arasında tarihi simitçi fırını yanında demir süslemeli bir kapı var. Buradan içeri giriliyor ve birkaç basamak merdivenle avluya iniliyor. İlk bakışta mermer Roma ya da Bizans’tan kalma sütunlar arasında yürüdüğünüzü zannediyorsunuz. Ama bunların hepsi Garabet ve Kemal ustaların topladığı ya da yaratığı, üzeri kartonpiyer kaplı sütunlar. Geniş bahçenin bir duvarının önünde pembe renkli, üç katlı ön kapısının önünde 12 basamak merdiven olan, camları yer yer kırılmış metruk bir bina var. Binanın önündeki üç masada biri kadın, ikisi erkek üç kişi oturuyor , hepsinin eli kulakların daki cep telefonuna yapışık. Ve hemen önündeki cafenin metal damında bir kedi boylu boyuna uzanmış kendiyle oynaşıyor.
Mekan Tophane Cafe
Pictures Selçuk Erarslan
Eski yetimhane binası beş katlı, şatoyu andıran muazzam bir yapı. Binanın iki yanı silindir şeklinde yuvarlanmış, orta kısmı da uzun bir dikdörtgen. Her katın cephesinde yirmiye yakın pencere görülüyor, çoğunun camları kırık. Giriş katında çürümeye yüz tutmuş demir tokmaklı tahta kapıların yanındaki duvarların sıvaları dökülmüş, altlarında kırmızı tuğlalar görülüyor. Belki de Saint Eugene Sarayı ilk yapıldığında tuğla bir yapıydı, sonra dan Ayasofya gibi üzerine sıva ve badana çekildi.
Binanın bahçesi küçük bir koru, belki bir bostan. Meşeler, kestane ağaçları, ıhlamurlar, kauçuklar, binaya danan sarmaşıklar, köşe de kalmış bir sebze tarhı. Binanın bir yanında onlarca kırmızıya boyanmış bidon var, içlerinde de çam ve çeşitli ağaç fidanları. Belki burası bir fidanlık. Bahçede ayrıca bir küçük çocuk bahçesi ve sonradan yapıldığı belli olan mermer kuru bir havuz görünüyor. Yeni cafe tahta bir set üstünde. Camekanlı kapalı kısmının önünde ki masaların hemen hepsi dolu. Çoğu da ikili üçlü oturup sohbet eden genç kızlar ve kadınlar.
Bir zamanlar küçük kız çocuklarını bahçesinde oynadığı, binadaki yemekhanesinde yediği içtiği yatakhanesinde yatıp kalktığı, sınıflarında okuyup öğrendiği bu yerleşke şimdi bir sessizlik içinde. Sanki bir film setini andıran, karmakarışık bir sahne düzeninde gençten insanlar oturup dinleniyorlar ve bir sonra çekilecek filmi konuşuyorlar.
Cem Ozmeral
10 Kasım 2025
Dublin, Ohio
*Manastırların Penceresinden Istanbul, Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları, Rinaldo Marmara 2012
The Istanbul orphanage souring France-Turkey relations By Nicolas Bourcier(Istanbul (Turkey) correpondent) Le Monde